Son günlerde farklı bir yer keşfettim.
Belki haritalarda büyük bir alan olarak görünmüyor. Belki görkemli yapıları, yüksek duvarları, şaşaalı binaları yok. Ama insana başka türlü bir zenginlik sunuyor:
Nefes alabileceğiniz bir yer.
Günün farklı saatlerinde gidip biraz yürüyebileceğiniz, biraz dinlenebileceğiniz, çocukların oyun oynayışını izleyebileceğiniz, spor yapabileceğiniz, hatta hiçbir şey yapmadan yalnızca oturup çevrenizi seyredeceğiniz bir yer:
Gazi Koşu Yolu.
Çok büyük bir alan değil.
Ama belki de güzelliği biraz da bundan kaynaklanıyor.
Çünkü burada insan kendisini kalabalığın içinde kaybetmiyor, kalabalıkla birlikte yaşamayı öğreniyor.
Parkın içinde banklar var. Çocuklar için oyun alanları, biraz daha büyükler için basit bir basketbol sahası ve potası bulunuyor.
Gençler topun peşinden koşuyor.
Bir başkası yürüyüşünü yapıyor.
Bir yaşlı bankta oturup geçmişten bugüne uzanan düşüncelerinin arasında dinleniyor.
Kimi bir dostuyla.
Kimi de yalnızca kendisiyle…
Kimse kimseyi rahatsız etmiyor.
Kediler…
Köpekler…
“Kedi köpek gibi kavga etmek”
Kediler kendi dünyalarında, köpekler kendi dünyalarında...
Aynı parkta farklı yaşlar…
Aynı parkta farklı canlılar…
Yaşlıların güvenle yürüyebildiği…
Gençlerin spor yapabildiği…
İnsanların bir bankta oturup gökyüzünü seyredebildiği…
Ağaçların, kuşların, kedilerin ve köpeklerin de kendilerine küçük bir yer bulabildiği…Ve bütün bunların birbirini rahatsız etmeden var olabildiği yaşam alanları...
Çünkü şehirler yalnızca binalardan oluşmaz.
Şehir çocukların sesidir.
Şehir yaşlıların ağır adımlarıdır.
Şehir bir bankta sessizce oturan insanın düşünceleridir.
Şehir bir kedinin güneş altında uyumasıdır.
Bir ağacın rüzgârla konuşmasıdır.
Ve bütün bunların aynı mekânda birbirine hayat hakkı tanımasıdır.
Bir parkın kenarında oturup bunları düşünürken insanın ufku genişliyor.
Küçücük bir yürüyüş yolu, insanı büyük düşüncelere götürebiliyor.
Bir bank, bir hayatın muhasebesine dönüşebiliyor.
Bir çocuk oyunu, geleceğe dair umut verebiliyor.
Bir kedinin sessizliği, insanın içindeki gürültüyü susturabiliyor.
Daha güzel şehirler kurabiliriz.
Hayallerin de…
Yeter ki şehirleri yalnızca taş, beton ve asfalt olarak değil; içinde hayatın bütün renklerinin birlikte yaşayacağı büyük bir yuva olarak düşünelim.


