29 Ağustos 2026 Cumartesi

Sıfırdan Sıfıra Bir Yolculuk - Kamil Baki

İnsan hayatı garip bir oyundur. Başlangıcında bir sıfır vardır, sonunda yine bir sıfır. Aradaki bütün telaş, o iki sessizliğin arasına anlam yerleştirme çabasıdır.

Belki de bu yüzden insan durmadan koşar. Kazanmak için değil sadece; var olduğunu hissetmek, hissettirebilmek için. 

Bir ev alır, sonra daha büyüğünü ister. Bir makam elde eder, ardından daha yükseğini. Alkışlar yetmez, daha gür alkışlar arar. Servet yetmez, daha fazlasını elde etmeye çalışır. 

Çünkü zihni ona hep aynı cümleyi fısıldar:

“Bir rakam daha eklersen tamam olacaksın.”

Oysa hiçbir rakam insanın içindeki eksikliği sonsuza kadar dolduramaz.

Sıfırın önüne eklenen her rakam, dışarıdan bakıldığında hayatı büyütür. Bir sıfırın önüne bir koyarsınız, on olur. İki koyarsanız yirmi olur. Üç koyarsınız, otuz olur... 

Fakat insan çoğu zaman rakamların büyüdüğünü fark ettiği kadar, ruhundaki değişimlerin büyük bir bölümünü fark edemez.

Çünkü o rakamlar oluşurken bazen kalpler kırılır.

Bazen bir dostun sesi unutulur.

Bazen bir annenin yola bakan gözleri ihmal edilir.

Bazen bir babanın sessiz gururu küçümsenmeye başlanır.

Bazen bir sevgilinin elini tutacak vakit bulunamaz.

Ve bütün bunların yerini dosyalar, hesaplar, unvanlar, tapular, ödüller doldurmaya başlar.

Hayat yavaş yavaş, yaşamaktan çok yönetilmesi gereken bir projeye dönüşür.

Hırs, insanın en maharetli dostu gibi görünür bu süreçte ama çoğu zaman en acımasız efendisidir.

Başlangıçta insanı harekete geçirir.

Sonra biraz daha hızlandırır.

En sonunda kişiyi yönetmeye başlar.

Artık oyunu biz oynamayız.

Oyun bizimle oynamaya başlar.

Sabah gözümüzü açar açmaz eksiklerimizi sayarız.

Gece yatağa girerken yetişemediklerimizi düşünürüz.

Mutluluk ise ertesi güne ertelenmiş bir vaat gibi hep ileride durur.

“Bir ev daha…”

“Bir başarı daha…”

“Bir terfi daha…”

Bir süre sonra insan, ömrünü “bir daha”ların peşinde geçirirken, elindeki “şimdi”yi usulca kaybetmeye başlar.

Ne tuhaf…

Biz sıfırın önüne rakamlar eklediğimizi sanırken zaman bizim ömrümüzün başına rakamlar ekliyormuş meğer.

Bir gün aynaya bakarız.

Yüzümüzde birkaç çizgi…

Saçlarımızda birkaç beyaz…

Takvimde alışık olmadığımız bir tarih…

Sonra fark ederiz ki asıl büyüyen hesaplarımız değil, yaşımızmış meğer.

Ve hayat bize sessizce şunu söyler:

“Sen rakamlarını büyütmeye çalışırken hayatı küçültün farkında olmadan.”

İşte insanın en büyük şaşkınlığı burada başlar.

Sonra yavaş yavaş ışıklar sönmeye başlar.

Bir zamanlar uğruna geceler boyu çalışılan makam başka birinin olur.

İmzaların değeri unutulur.

Gazete kupürleri sararır.

Ödüller vitrinde tozlanır.

İsimler hafızalardan silinir.

Alkışlar diner.

Şöhret susar.

Servet mirasa dönüşür.

Ve insan, bütün ömrünü verdiği şeylerin bir gün kendini terk edip gittiğini fark eder.

Geriye dönüp baktığında yalnızca yaşattığı güzel duyguların kaldığını görür.

Bir tebessüm…

Bir iyilik…

Bir güzel söz…

Bir dostun gönlünde bıraktığı vefa…

İnsan sonunda anlar ki gerçek servet, kasalarda değil; başka insanların kalbinde bıraktığı derin izlerdeymiş.

Gün gelir insan kendi kendine sorar, acaba hayat rakamları büyütme oyunu değil miydi, diye. 

Yine kendisi yanıt verir sorduğu soruya; hayat, şarkılar söylemekti aslında. 

Türkülerle yürümekti.

Bayram sabahlarının heyecanını kaybetmemekti.

Dost sofralarında kahkahalar biriktirmekti.

Bir ağacın gölgesinde uzun uzun oturabilmekti.

Yağmuru seyretmekti.

Denizin sesini duymaktı.

Sevdiğine vakit ayırmaktı.

Ve en çok da, yaşadığını fark ederek yaşayabilmekti.

Çünkü ömür sanıldığı kadar uzun değil.

Peki tren kaçtı mı?

Sanmıyorum.

Belki bazı pencereler kapandı.

Belki bazı insanlar artık yanımızda değil.

Fakat hayatın en güzel tarafı şu:

Nefes aldığımız sürece oyun bitmez.

Hâlâ yeni bir perde açılabilir.

Hâlâ kırılan gönüller onarılabilir.

Hâlâ özür dilenebilir.

Hâlâ teşekkür edilebilir.

Hâlâ bir ağacı sevebilir, bir kitabı okuyabilir, bir dostu arayabilir, bir yalnızın elini tutabiliriz.

Belki de gerçek başarı, sıfırın önüne en çok rakamı koyabilmek değildir.

Gerçek başarı; sıfırdan gelip sıfıra dönerken, ardında güzel bir türkü bırakabilmektir.

Bir dua…

Bir hatıra…

Bir iyilik…

Bir tebessüm…

Ve belki de bütün hayatın özeti tek bir cümlede saklıdır:

Başlangıcı sıfır, sonu sıfır olan bu yolculukta önemli olan, sıfırın önüne kaç rakam koyduğumuz değil; o rakamları koyarken kaç gönüle dokunduğumuzdur.