Sosyal Adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sosyal Adalet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2026 Pazar

Denize Ulaşmak; Bir Ayrıcalık Değil, Haktır. - Kamil Baki

Kıyılar, denizin karaya yazdığı en güzel cümlelerdir. O cümleleri okumak için kimsenin özel bir davete ihtiyacı yoktur. Çünkü kıyılar, doğanın tüm insanlığa sunduğu ortak mirastır.

Gökyüzü nasıl hiçbir insanın tapulu malı değilse, rüzgâr nasıl bir kapının ardına kilitlenemiyorsa, dalgalar nasıl isim sormadan herkese dokunuyorsa, kıyılar da aynı eşitliğin sessiz ifadesidir. Onlar; zenginin de yoksulun da, çocuğun da yaşlının da, yalnız yürüyenin de kalabalık ailelerin de aynı ufka bakabildiği yerlerdir.

Bir kıyının gerçek güzelliği, yalnızca masmavi denizinde değil; insanların yan yana, omuz omuza, hiçbir ayrıcalık gölgesine sığınmadan aynı güneşi paylaşabilmesindedir. Çünkü deniz, insanları ayırmayı değil, aynı ufukta buluşturmayı bilir.

Kıyılar bir milletin ortak nefesidir. Dalgaların sesi, yalnızca belirli duvarların içinde yankılanmaya başladığında, deniz özgürlüğünü değil, yalnızlığını anlatır. Oysa deniz, özgürlüğün en eski türküsünü söyler. O türkü, herkes tarafından duyulabildiğinde anlam kazanır.

Bir çocuğun ilk kez denize ayak bastığı kum, bir yaşlının gün batımını sessizce izlediği taş, bir gencin umutlarını ufka bıraktığı sahil… Bunların hiçbiri yalnızca bir kişiye, bir aileye ya da bir gruba ait olamaz. Çünkü doğanın en cömert armağanları, paylaşılmak için vardır.

Kıyılar, toplumun vicdanını gösteren aynalardır. Eğer o aynada herkes kendine yer bulabiliyorsa, orada adalet vardır. Eğer insanlar denize ulaşmak için engelleri aşmak zorunda kalıyorsa, o aynada eksilen yalnızca bir sahil değil; eşitlik duygusudur.

Unutmamalıyız ki kıyılar yalnızca kumdan ve sudan ibaret değildir. Onlar çocukların kahkahalarını, balıkçıların umutlarını, martıların çığlıklarını, gün doğumlarını ve gün batımlarını içinde taşıyan ortak yaşam alanlarıdır. Bu yüzden kıyılar, birkaç kişinin ayrıcalığı değil; bütün toplumun ortak sevincidir.

Gerçek medeniyet, denizi yüksek duvarların arkasına saklamakta değil; denizi insanlarla buluşturmaktadır. Çünkü gökyüzü nasıl herkesinse, hava nasıl herkesinse, su nasıl herkesinse, kıyılar da herkesindir tartışmasız.

Ve belki de bir ülkenin adaletini anlamanın en güzel yollarından biri, sahillerine bakmaktır. Eğer insanlar kıyıda yan yana yürüyebiliyor, aynı dalganın serinliğini eşitçe hissedebiliyor, aynı gün batımını hiçbir engel olmadan paylaşabiliyorsa; işte o zaman deniz yalnızca kıyıyı değil, insanları da birbirine bağlamaya devam ediyor demektir.



5 Eylül 2026 Cumartesi

Suyun Sessiz Çığlığı - Kamil Baki

Fotoğraf: Kamil Baki - Kadıköy

 İnsanlık tarih boyunca birçok savaş yaşamıştır.


Toprak için…
Petrol için…
Altın için…

Ama bugün dünyanın en büyük sınavlarından biri, belki de en sessiz olanı:

"Su."

Çünkü su, artık yalnızca tabiatın sunduğu bir nimet olmaktan çıkıp her geçen gün ekonomik, siyasi ve toplumsal bir meseleye dönüşmektedir.

Özellikle yaz aylarında bunu hep birlikte yaşıyoruz.

Sıcaklıklar artıkça, insanlar evlerinden çıkarken yanlarına bir şişe su alıyor. Ancak saatler ilerledikçe o su güneşin altında ısınıyor, tükeniyor ya da içilemez hâle geliyor. 

Sonra başlayan arayış... Ve modern şehirlerin en büyük eksikliklerinden birini gözler önüne seriyor.

Bir zamanlar her mahallede bir çeşme vardı.

Köylü de içerdi, şehirli de…
Genç de içerdi, yaşlı da…
Zengin de fakir de…

Kimse “Bu suyu alabilecek param var mı?” diye düşünmezdi. Çünkü su, paranın değil insanlığın meselesiydi.

Bugün ise büyük şehirlerin caddelerinde kilometrelerce yürüyüp ücretsiz içilebilir su bulamayan insanlar var. 

Oysa gökdelenler yükseliyor, yollar genişliyor, meydanlar yenileniyor. Fakat insanın en temel ihtiyacını karşılayacak bir çeşme çoğu zaman unutuluyor.

Daha acısı ise bazı yerlerde susuzluk bile kazanca dönüştürülüyor.

Normalde birkaç liraya satılması gereken bir şişe su, insanların çaresiz kaldığı noktalarda kat kat yüksek fiyatlarla satılıyor. 

İnsan çaresiz kaldığında pazarlık yapamaz. 

Susuzluk, ertelenebilecek bir ihtiyaç değildir. 

Bu yüzden su üzerinden elde edilen fahiş kazanç, yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda ahlaki bir sorundur.

Biz bu topraklarda susayan hayvanlar için kapılarımızın önüne su koyan bir milletiz.

Sokaktaki kediyi, köpeği, kuşu düşünen insanların yaşadığı bir ülkede, insanın kendisini susuzluğa terk edilmiş hissetmesi oldukça düşündürücüdür.

Çünkü merhamet, sadece hayvanlara gösterildiğinde değil; insana da ulaştığında gerçek anlamını bulur.

Üstelik bizim kültürümüzde suyun ayrı bir yeri vardır.

Su vermek, sadakadır.
Çeşme yaptırmak, hayırdır.

Susayanın eline uzatılan bir bardak su, sadece susuzluğu gidermez; insanın insana olan güvenini de tazeler.

Bu yüzden atalarımız yol kenarlarına, meydanlara, cami avlularına, çarşılara çeşmeler yaptırmış; adlarını taşlara değil, akan suya emanet etmişlerdir.

Bugün o anlayışı yeniden hatırlamaya ihtiyacımız var.

Belediyeler…
Su üreticileri…
Kamu kurumları…
Ve elbette ülkeyi yönetenler…

Bu konuda ortak bir sorumluluk üstlenmelidir.

Şehrin her meydanında, her parkında, her ulaşım merkezinde, her hastane ve okul çevresinde insanların güvenle içebileceği ücretsiz içme suyu noktaları bulunmalıdır.

Bu bir lütuf değildir.
Bu, sosyal devlet anlayışının ve çağdaş şehircilik anlayışının gereğidir.

Medeniyet; yalnızca yüksek binalar yapmak değildir.
Medeniyet, susayan bir insanın cebine değil, ihtiyacına bakabilmektir.

Bir ülkenin gerçek gelişmişliği, en zayıf anındaki insanına sunduğu imkânlarla ölçülür.

Bir bardak suyu erişilebilir kılabilen toplumlar, aslında vicdanı da erişilebilir kılmış olurlar.

Belki de yeniden sormamız gereken soru şudur:

İnsanlığın böylesine ilerlediği söylenen bir çağda, neden hâlâ bir yudum suya ulaşmak bazı insanlar için bu kadar zor?

Ve belki de cevap, kuruyan kaynaklarda değil; giderek kuruyan vicdanlarımızdadır.

Su, hayatın kaynağıdır.

Hayat ise hiçbir zaman ticaretin, fırsatçılığın ve vicdansızlığın konusu olmamalıdır.