Kuyruklu Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kuyruklu Şiir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Eylül 2026 Çarşamba

Orhan Veli'den Sokak Kedilerine Uzanan Bir Hikaye - Kamil Baki

          

Orhan Veli’nin şiirlerini ne zaman okusam, gündelik hayatın içinde saklı duran büyük hakikatleri yeniden fark ederim. 

Bugünlerde dilime dolanan Kuyruklu Şiir de onlardan biri:

“Uyuşamayız, yollarımız ayrı;

Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi;

Senin yiyeceğin, kalaylı kapta;

Benimki aslan ağzında;

Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.”

Geçen gün bir parça ciğer alıp haşladım. Soğuduktan sonra apartmanın önünde yıllardır yaşayan kedilere dağıttım. Ertesi gün de farklı bir şeyler yesinler diye yine bir şeyler götürdüm. 

O günden beri peşimi bırakmıyorlar. Daha apartmanın kapısında görünür görünmez, sanki görünmez bir haberleşmeyle bir yerlerden çıkıp etrafımda toplanıyorlar. 

Kimisi sessizce bacaklarıma sürünüyor, kimisi uzaktan bakıp ince bir miyavla selam veriyor, kimisi de hiçbir şey istemeden yalnızca gözlerimin içine bakıyor.

İnsan, o bakışlarda yalnızca açlığı görmüyor. Güveni görüyor. Hatırlanmayı görüyor. Bir lokmanın ötesinde, “Beni unutmamışsın.” diyen sessiz bir sevinci görüyor.

Hani bazen derler ya, “Kediler nankördür.” diye… 

Doğrusu ben buna çok katılamıyorum.

Bu kediler ben bildim bileli burada. Yemek verilse de buradalar, verilmese de… 

Gün içinde belki sokak sokak dolaşıyor, başka kapıların önüne uğruyorlar. Ama akşam olunca yine apartmanın önü onların evi oluyor. 

Aynı basamak, aynı kaldırım, aynı sessizlik… 

Belki kedilerin sadakati bizim anladığımız biçimde değil. 

Köpekler gibi koşup boynunuza sarılmazlar. Minnetlerini gösterişli hareketlerle anlatmazlar. Ama unutmazlar. Kendilerine uzanan iyi bir eli, şefkatli bir sesi, güvenle yaklaştıkları bir insanı hafızalarının en sıcak yerine koyarlar.

O an anladım  ki onları beslerken aslında yalnızca onların karnı doymuyor. İnsanın kendi içindeki merhamet de doyuyor. 

Günün bütün yorgunluğu, telaşı ve sıkıntısı, birkaç kedinin etrafınızda sessizce dolaşmasıyla hafifliyor. Hayatın bütün karmaşası içinde, bir canlının size güvenmesi tarifsiz bir huzur bırakıyor.

Orhan Veli’nin “Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.” dizesi ne kadar derin aslında… 

Sokak kedisinin hayali ne büyük servetlerdir ne de gösterişli hayatlar. Bir lokma yiyecek, güvenle uyuyabileceği kuru bir köşe ve kendisine tekme yerine sevgiyle uzanan bir el… 

Belki mutluluk dediğimiz şey de tam olarak budur; ihtiyacımız kadarına sahip olabilmek.

Kediler bana hep hayatın sessiz filozofları gibi gelmiştir. Konuşmadan öğretirler. Kanaati öğretirler. Beklemeyi öğretirler. Küçücük bir iyiliğin, bazen koca bir dünyaya bedel olabileceğini öğretirler.

Şimdi apartmanın kapısından her çıkışımda biliyorum ki beni bekleyen dostlarım var. Belki elimde yine bir parça ciğer vardır, belki hiçbir şey yoktur. Ama onlar yine de gelirler. 

Çünkü dostluk, bir lokmadan önce tanıdık bir yüzü beklemektir.

Ve galiba en güzeli de şu…

Bir gün siz bir sokak kedisinin karnını doyurduğunuzu düşünürsünüz. Sonra fark edersiniz ki doyurduğunuz kediler değil sadece; aynı zamanda doyurduğunuz, kendi vicdanınız, kendi kalbiniz...