Hayat Gençlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hayat Gençlik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Eylül 2026 Pazar

İnsanın Gerçek Ölümsüzlüğü: Bedenin Değil, Bıraktığı İzin Yaşaması - Kamil Baki

Geçen gün bir fıkra dinledim.

Güldüm önce. 

Sonra düşündüm.


Adamın biri bir gün berbere gider. Berber saçını keserken birden:

- Abi, saçında bir tane beyaz var, der.


Adam şaşırır. Beyaz saçı kestirip hatıra olarak saklamak ister. 


Berber de şaşkınlıkla bu isteğini yerine getirir.


Aradan yıllar geçer.

Adamın saçları artık tamamen ağarmıştır. 

Bir gün yine aynı berbere gider. 

Berber saçlarına bakıp:

- Abi, senin saçların bembeyaz olmuş, der.


Adam aynaya bakar, bir süre sessiz kalır.

Sonra iç geçirerek:

- Keşke o gün beyaz olanı değil, siyah saçlarımdan birini hatıra olarak saklasaydım, der.


İşte fıkra burada biter ama insanın zihninde başka bir hikâye başlar.


Çünkü insan çoğu zaman elinde olanın değerini, onu kaybettiğinde anlar.


Gençlik de böyledir.

Güzellik de…

Güç de…

Sağlık da…

Zaman da…


İnsan gençken gençliğinin farkında değildir. 

Aynaya bakar ama aynadaki yüzün bir gün değişeceğini düşünmez. 

Saçlarının siyahlığını doğal kabul eder. 

Adımlarının hızlı oluşunu, bedeninin güçlü oluşunu, geceleri kolayca uyuyabilmesini, sabahları dinç kalkmasını hayatın değişmez gerçekleri sanır.


Oysa hayatın değişmez tek gerçeği değişimdir.


Zaman zaman müzelere giderim.

Eski uygarlıklardan kalmış heykellere bakarım. Krallar, kraliçeler, hükümdarlar, savaşçılar…


Krallar güçlü ve heybetlidir. Omuzları geniş, duruşları dik, yüzleri kararlı…

Kraliçeler güzel, zarif ve alımlıdır. Yüzlerinde gençliğin, bedenlerinde canlılığın izleri vardır.


Onlara bakarken insan ister istemez şunu düşünür:

Acaba bu insanlar kendilerini böyle mi görüyorlardı?

Belki de evet.

Belki onlar da aynaya baktıklarında gençliklerini ve güçlerini sonsuza kadar sürecekmiş gibi hissediyorlardı.


Ve belki heykeltıraşlardan kendilerini oldukları gibi değil, olmak istedikleri gibi göstermelerini istediler.


Çünkü insan yalnızca yaşamak istemez.

Bir de yaşadığı hâlin unutulmamasını ister.

Güzelliğini, gücünü, gençliğini, başarılarını zamanın elinden kurtarmaya çalışır.

Heykeller bunun en eski örneklerinden biridir.


Taşa kazınmış yüzler…

Mermerde donmuş bedenler…

Zamanın durdurulmaya çalışıldığı bakışlar…


Ama ne gariptir ki heykeller genç kalırken, onları yaptıran insanlar yaşlanmıştır.

Taş aynı kalmış, insan değişmiştir.

Heykelin yüzündeki gençlik yüzyıllardır korunurken, o yüzün sahibi çoktan toprağa karışmıştır.


Demek ki insan zamanı durduramasa da, onun karşısında  kendisinden bir iz bırakmaya çalışmıştır.


Bugün müzelerde gördüğümüz o genç yüzler, aslında bize yalnızca geçmişin insanlarını anlatmıyor.

Bize kendimizi de anlatıyor.


Çünkü o heykellerin karşısında duran bizler de aynı yolculuğun içindeyiz.

Biz de bir zamanlar çocuktuk.

Sonra genç olduk.


Sonra saçımıza ilk beyaz düştü.

Önce önemsemedik.

Bir tane daha geldi.

Sonra birkaç tane daha…


Ve bir sabah aynaya baktığımızda, zamanın bizden sessizce çok şey aldığını fark ettik.


Tıpkı o fıkradaki adam gibi…


Keşke gençliğimizden bir parça saklayabilseydik.

Keşke çocukluğumuzun bir sabahını bir kavanoza koyup koruyabilseydik.

Keşke annemizin sesini, babamızın bakışını, eski evimizin kokusunu, çocukluğumuzun sokaklarını, ilk arkadaşlıklarımızı, ilk heyecanlarımızı zamanın elinden kurtarabilseydik.


Ama hayatın böyle bir sandığı yok.

Zaman geçiyor ve bizden birçok şeyi sessizce alıp gidiyor.


Belki de insanın asıl yanılgısı burada ortaya çıkıyor:

Elinde olanın sonsuza kadar kendisinin olduğunu yanılgısına düşmek.


Oysa hayat bize hiçbir şeyi kalıcı olarak vermiyor.


Gençlik ödünç.

Güzellik ödünç.

Güç ödünç.

Sağlık ödünç.


Hatta hayatın kendisi bile bize ödünç olarak verilmiş bir zaman parçası.


Gün gelecek hayat bize verdiklerini bir bir bizden bizden geri isteyecek.


Bu yüzden önemli olan gençliği sonsuza kadar korumak değil, gençken yaşamayı bilmek...

Sağlıklıyken bedenimize iyi bakmak…

Sevdiklerimiz yanımızdayken onlara sevgimizi söylemek…


Müzelerdeki heykeller bana artık yalnızca sanat eserleri gibi görünmüyor.

Onları biraz da insanın zamana karşı verdiği sessiz mücadele olarak görüyorum.


Bir hükümdar kendisini taşa dönüştürerek ölümsüz olmak istemiş.

Bir kraliçe güzelliğini mermerde bırakmış.

Bir savaşçı gücünü bronzda dondurmuş.


Ama zaman hepsine aynı şeyi yapmış:

Onları zaman yolculuğunda güzel bir hatıraya dönüştürmüş.


Bugün onların karşısında duran bizler, onların yaşadıkları hayatı değil, o hayatlardan insanlık adına neler kaldığına bakıyoruz.


Belki insanın gerçek ölümsüzlüğü de sanırım bu:


Bedenin değil, bıraktığı izin yaşaması…


Çünkü mermerin bile zamanın gücü karşısındaki ömrü sonsuz değil.


O berber fıkrasındaki adamın söylediği söz bu yüzden bize yalnızca yaşlanmayı anlatmıyor.

Bize zamanı, zamanın gücünü anlatıyor...


Hayat; bize vermesini bildiği kadar, günü geldiğinde bizden almasını da biliyor...


Belki bugün saçımızda hâlâ birkaç siyah tel vardır.

Belki yüzümüzde gençliğin izleri duruyordur.

Belki sevdiklerimiz yanımızdadır.

Belki hâlâ yürüyebiliyor, koşabiliyor, üretebiliyor, hayal kurabiliyoruz.


Ve bir gün geriye dönüp baktığımızda belki de bizi en çok üzecek şey şudur:

"Hiçbir pişmanlık, iş işten geçtikten sonra duyulan pişmanlık kadar acı değildir." sözünü anımsamak olacaktır.

Kamil BAKİ
Eğitimci-Yazar




📌Kamil Baki - Tüm Yazılar